Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Peygamber Efendimizin Dünyaya Gelişine Kadar Cereyan Eden Hâdiseler 4

Tarih 08 Temmuz 2007, 19:10. Yazan Bozkurt61.  
Etiket: hz. muhammed (sav)

salavat Abdülmuttalib ve Kureyş ileri gelenleri

Abdülmuttalib’in bu faaliyetini başından beri gözleyen Kureyşliler, işin artık ortaya çıkmak üzere olduğunu farkedince, büyüklerine haber verdiler. Bir müddet sonra, Kureyş büyükleri, kazılan yere geldiler ve Abdülmuttalib’e, "Ey Abdülmuttalib! Bu babamız İsmâil’in kuyusudur. Onda bizim de hakkımız var. Bizi de bu işe ortak et" dediler.

Abdülmuttalib, "Hayır, yapamam" dedi. "Bu iş sadece bana tahsis edilmiş ve aranızdan ancak bana verilmiştir."

Abdülmuttalib’in bu kesin cevabı Kureyş ileri gelenlerinin hoşuna gitmedi. İçlerinden Adiyy bin Nevfel şöyle konuştu:

"Sen yalnız bir adamsın. Tek oğlundan başka dayanacağın bir kimsen de yok. Nasıl olur da bize karşı gelir, bize boyun eğmezsin?"

Bu söz, Abdülmuttalib’in âdetâ içini yaktı. Çünkü, Kureyşliler onu kimsesizlikle küçümsüyorlardı. Bu anlayıştan fazlasıyla rahatsız olduğunu haliyle de belli etti. Bir müddet üzüntü içinde sustu. Sonra içini şöyle döktü:

"Yâ, demek sen beni yalnızlık ve kimsesizlikle ayıplıyorsun, öyle mi?"

Muhatabından hiçbir cevap gelmeyince, bir müddet düşündükten sonra, ellerini açarak yüzünü semaya doğru çevirdi ve, "Yemin ederim ki," dedi. "Allah bana on erkek çocuk verirse, bunlardan birisini Kâbe’nin yanında kurban edeceğim."1

Abdülmuttalib’in bu sözleri hem bir duâ, hem bir yemin, hem de bir adaktı.

Şam’a gidiş

Hâdisenin burada sona ermeyeceği belli idi. Durum da bir hayli nazikti. Böyle hâdiseler yüzünden aralarında çok defa çarpışmalar patlak vermişti. Bunu bilen Abdülmuttalib, kazı işinden o anlık vazgeçti ve işin bir hakem tarafından halledilmesini teklif etti. Teklifi kabul gördü. Hakemi tesbit ettiler: Şam’da oturan Sa’d bin Hüzeym.

Amcalarından birkaçını yanına alan Abdülmuttalib, Kureyş kabilelerinin ileri gelenlerinden bir grupla Şam’a doğru yola çıktı. Ne var ki, henüz Şam’a varmadan İlâhî kader onları durdurdu. Abdülmuttalib ve yanındakilerin suları, alev saçan çölün ortasında bitti. Bu kendileri için en büyük, en şiddetli düşmandan daha da tehlikeli idi. Abdülmuttalib’in müracaatına, Kureyş ileri gelenleri, "Suyumuz ancak bize yeter" diyerek red cevabı verdiler.

Abdülmuttalib ile yakınlarının hayatı büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyordu. Ellerinde yapacakları hiçbir şey de yoktu. Çöl ortasında su aramak, serabın peşinde koşmaktan farksızdı.

Abdülmuttalib’in su aramaya çıkması

Fakat herşeye rağmen Abdülmuttalib su aramaya kararlıydı. İçinden bir ses su bulacağını söylüyordu. Devesinin yanına geldi, onu ayağa kaldırdı. O anda, birden gözlerine inanamadı. Çünkü devenin bir ayağının dibinde pırıl pırıl parlayan, bir avuç su gördü. Bu durum, arkadaşlarını da sevindirmişti. Yeniden hayata dönmüş gibi oldular. Abdülmuttalib, kılıcıyla suyun çıktığı yeri genişletince, su daha gür akmaya başladı. Bu arada su vermeyen Kureyşliler, hayretle onları seyrediyordu.

Abdülmuttalib ve arkadaşları, sudan, kana kana hem kendileri içtiler, hem de hayvanlarına içirdiler. Bir ara, Abdülmuttalib, kendisine su vermeyen Kureyşlilere döndü ve seslendi:

"Suya gelin, suya! Allah bize su verdi. Hem kendiniz için, hem de hayvanlarınızı sulayın! Haydi, durmayın, gelin."

Kureyşliler mahcup mahcup kaynağa yaklaştılar. Kana kana sudan içtiler. Hayvanlarını suladılar. Kırbalarındaki bayat suyu dökerek temiz su ile doldurdular.

Kureyşliler, Zemzem kuyusunu kazan ellerin kendilerine sunduğu bu serin ve temiz suyu içer içmez, âlemleri birden değişti. Mahcup ve suçlu bir edâ içinde Abdülmuttalib’e dönerek, "Ey Abdülmuttalib," dediler. "Artık sana diyecek bir sözümüz yok. Anladık ki, Zemzem’i kazmak senin hakkın. Bu işe ancak sen lâyıksın. Vallahi, Zemzem hususunda seninle bir daha münakaşa etmeyeceğiz. Artık hakeme gitmeye de gerek görmüyoruz."

Ve hakeme gitmeden yarı yoldan tekrar Mekke’ye hep beraber döndüler.1

Mekke’ye dönen Abdülmuttalib, oğlu Hâris’le birlikte kazı işine devam etti ve kısa zamanda Zemzem’i ortaya çıkardı.

Kıymetli mallar için kur’a çektiler

Zemzem kuyusundan bazı kıymetli mallar da çıktı. Bunlar arasında altından iki geyik heykeli ile kılıçlar ve zırhlar da vardı. Zemzem’i ortaya çıkarma hakkını daha önce Abdülmuttalib’e bırakan Kureyş ileri gelenleri, bu kıymetli malları görünce, hırs damarları tekrar kabardı. Yine Abdülmuttalib’in başına dikildiler.

"Ey Abdülmuttalib," dediler. "Bu mallara seninle beraber ortağız. Bunlarda bizim de hakkımız var."

Cömert ve sabırlı Abdülmuttalib önce, "Hayır. Sizin bu mallar üzerinde hiçbir hakkınız yok" diyerek isteklerini reddetti. Sonra yine cömertlik ve mertliğini ortaya koydu.

"Ben yine de size yumuşak davranayım. Aramızda kur’a çekelim."

Bundan memnun olan Kureyş ileri gelenleri, "Peki, bu kur’ayı nasıl ve ne şekilde yapacaksın?" diye sordular.

Abdülmuttalib, kur’ada takip edilecek usûlü anlattı:

"İki kur’a Kâbe için, iki kur’a benim için, iki kur’a da sizin için çekeriz. Kur’ada kime ne çıkarsa onu alır, çıkmayan da mahrum kalır."

Bu usûl tarafsız bir hâl çaresi idi. Bu sebeple Kureyşliler sevindiler ve Abdülmuttalib’in bu davranışını takdir ettiler:

"Doğrusu," dediler. "Pek insaflı davrandın."

Kâbe’nin içinde Hübel putunun yanına vardılar ve kur’a çektiler. Kur’a sonucu, Kureyş ileri gelenlerinin bu mallarda hakları olmadığını bir kere daha ortaya koydu. Altın geyik heykeller Kâbe’ye, kılıç ve zırhlar Abdülmuttalib’e düştü.1 Onların payı ise mahrumiyet oldu. Ama artık itiraz edecek durumları kalmadı ve mesele böylece kapandı.

Abdülmuttalib, kılıç ve zırhları döğdürüp saç haline getirdikten sonra, bununla Kâbe’nin kapısını kapattı. Böylece Kâbe’yi altınla süsleyenlerden oldu.

Zemzem kuyusunu ortaya çıkardığı zaman Abdülmuttalib’in yaşı kemâl yaş olan kırkına basmıştı. Otuz yıl sonra, Cenâb-ı Hakkın ihsanı ile erkek çocuklarının sayısı onu buldu. Bu sırada seneler önce yaptığı va’dini hatırladı: Erkek çocuklarından birini Kâbe’de kurban etmek. Ama hangisini? Hepsi de birbirinden güzel ve sevimli idi. Fakat Abdullah çok daha başkaydı.

Abdullah, Abdülmuttalib’in on erkek çocuğundan sekizincisi idi.1 Sîret ve surette diğer kardeşlerinden çok farklıydı. Dünyaya gelir gelmez babasının alnında parlayan Nur-u Muhammedî onun alnına geçmişti. Bu nur, yüzüne harika bir güzellik ve müstesna bir tatlılık bahşetmişti. Ama hiç kimse bu güzellik ve tatlılığın nereden ve niçin geldiğinin farkında değildi.

5 yorum.

kader

Yorum tarihi: 28 Mayıs 2008 13:47.  

Peygamber efendimizin öyle zor ve öyle güzel bir hayat yaşamışki anlatamam kendim anlatamam, kimsede anlatamaz çünkü peygamber efendimiz tüm hayatını iyilik ve güzelliye adamiş.Babası o çok kuçukken vefat etmiş (çok küçükken bile deyil doğmadan önce vefat etmiş.)annesi ise 6 yaşında iken vefat etmiş.ondan sonra ise dedesine verildi. Dedesi ise çok yaşlı olduğu için fazla yaşamamış.Ondan sonra amcası(Ebu Talıp'e verildi). İşte oyle geçmiş.Hem zor hemde güzel geçmiş.

kader

Yorum tarihi: 28 Mayıs 2008 13:47.  

Peygamber efendimizin öyle zor ve öyle güzel bir hayat yaşamışki anlatamam kendim anlatamam, kimsede anlatamaz çünkü peygamber efendimiz tüm hayatını iyilik ve güzelliye adamiş.Babası o çok kuçukken vefat etmiş (çok küçükken bile deyil doğmadan önce vefat etmiş.)annesi ise 6 yaşında iken vefat etmiş.ondan sonra ise dedesine verildi. Dedesi ise çok yaşlı olduğu için fazla yaşamamış.Ondan sonra amcası(Ebu Talıp'e verildi). İşte oyle geçmiş.Hem zor hemde güzel geçmiş.

kader

Yorum tarihi: 28 Mayıs 2008 14:01.  

Peygamber efendimizin öyle zor ve öyle güzel bir hayat yaşamışki anlatamam kendim anlatamam, kimsede anlatamaz çünkü peygamber efendimiz tüm hayatını iyilik ve güzelliye adamiş.Babası o çok kuçukken vefat etmiş (çok küçükken bile deyil doğmadan önce vefat etmiş.)annesi ise 6 yaşında iken vefat etmiş.ondan sonra ise dedesine verildi. Dedesi ise çok yaşlı olduğu için fazla yaşamamış.Ondan sonra amcası(Ebu Talıp'e verildi). İşte oyle geçmiş.Hem zor hemde güzel geçmiş.

kader

Yorum tarihi: 28 Mayıs 2008 14:02.  

Peygamber efendimizin öyle zor ve öyle güzel bir hayat yaşamışki anlatamam kendim anlatamam, kimsede anlatamaz çünkü peygamber efendimiz tüm hayatını iyilik ve güzelliye adamiş.Babası o çok kuçukken vefat etmiş (çok küçükken bile deyil doğmadan önce vefat etmiş.)annesi ise 6 yaşında iken vefat etmiş.ondan sonra ise dedesine verildi. Dedesi ise çok yaşlı olduğu için fazla yaşamamış.Ondan sonra amcası(Ebu Talıp'e verildi). İşte oyle geçmiş.Hem zor hemde güzel geçmiş.

kader

Yorum tarihi: 28 Mayıs 2008 14:02.  

Peygamber efendimizin öyle zor ve öyle güzel bir hayat yaşamışki anlatamam kendim anlatamam, kimsede anlatamaz çünkü peygamber efendimiz tüm hayatını iyilik ve güzelliye adamiş.Babası o çok kuçukken vefat etmiş (çok küçükken bile deyil doğmadan önce vefat etmiş.)annesi ise 6 yaşında iken vefat etmiş.ondan sonra ise dedesine verildi. Dedesi ise çok yaşlı olduğu için fazla yaşamamış.Ondan sonra amcası(Ebu Talıp'e verildi). İşte oyle geçmiş.Hem zor hemde güzel geçmiş.